• anne olmak

    301.
    Tanim; tanımı, tarifi imkansız denecek kadar zor olan duygu.

    Ah sözlük; Selam sözlük. .
    Aylar yıllar olmus yazmayali.
    Özlemişim itiraf edeyim.
    Çok oldu be sözlük.
    Çok zaman geçti üzerinden.
    Çok değişiklikler var.
    Çok anlatacaklarım.
    Hepsini es geçip başlıkla ilgili yazacağım elbet.

    Ben anne oldum sözlük!!!

    Evet, anne oldum. Evladimi kucagima aldim. Yaradana yaşatana bin şükür ki sağlıkla sıhhatle geldi. Hem de cenesinde gamzesiyle. Anne olunca beni anlarsin diyen Annemi anladım be sözlük.. hani ölümden korkmak diye bisey var Ya, şimdi daha farklı bakış açım. Ölümden ziyade, ölürsem o ne olacak korkusu daha betermiş. Tarif edemem.

    Dogumhaneye inerkenki halimi hatırlıyorum da; ondan önce şunu belirtmeliyim ki, insan gerçek bi mucize, onu var edeni yok saymak nasil bi akılsızlık bilmiyorum. Içimde bi canlı var. Bir insan. Suyun icinde. Karanlikda. Hareket ediyor. Dünyaya gelmek için zamanını bekliyor.. kalbi atıyor. Tekme atıyor. Hissediyor. Hıçkırıyor.. vs vs..
    Ve ol diyen yaratıcı doğ diyor. Ve ilk nefesini alıyor..

    Bebeğim..
    Ilk olarak ağlayisini duyuyorum.
    Sonra bikaç saniye bile olsa yüzünü görüyorum.
    Başlarda anlayamıyorsun ne olup bittiğini.
    Ameliyathaneden çıkıp odama kadar aglamama tek sebep; eşimin 'çenesinde gamzesi var' demesi. Bunu derken ki gozlerindeki anlam.. Asansörde acimi unutup hıçkıra hıçkıra ağlarken asansörde bulunan yabanciların 'bebeğemi bişey oldu' diye sormasina sebebiyet verdiğim için üzgünüm.
    Ama o an dünyada benden daha mutlu kimse yoktu.eminim.
    Derken yatağıma uzattilar beni..
    Oda dolu.
    Herkes orda.
    Ama hic birini görmüyor gözüm.
    Bi perde var gözbebeklerimde.
    Minik bebegim odadan içeri girdiğinde kalkıyor o perde.yok oluyor.
    Sanki sadece o ve ben varım orada.
    Kucagima uzatan doktor 'al bakalim annesiiii' derken sesinin kulaklarimdan girip beynimi uyuşturduğunu bilse napardi acaba.. uyuşan sadece beynimde değildi.. ellerim, kalbim, ruhum..
    Alamadim kucagima. Serum engeldi.
    Yanağını yanagima degdirdiler.
    O an ruhumun onu sarışını kim engelleyebilirdi?
    Hatırladığım 'annemm' diye bağırarak ağlayişımdi . Hıçkırıklarım artınca annemin elini hissettim alnımda.
    Inanin; o ana dair başka hiç bisi hatırlamıyorum.
    Anlatılanlara bakılırsa o gün orada aglamadik kimseyi birakmamisim.
    Kadın erkek, büyük küçük, doktor hemşire..
    Herkes ağlamış.. babam bile..
    Neden ağladım, neden ağlattım?
    Bilmiyorum.
    Bildiğim tek şey sözlük, anne olmak dünyada olunan heeerseyden daha daha daha guzel...
    Ben bunu tarif edemem.
    Gözleri gözlerime değdiği an ki mutlulugu tarif edemem..
    Ellerine dokundugum anki hissi tarif edemem..
    Evime eklediği huzuru mutluluğu tarif edemem..

    Rabbim acısını yaşatmasınyaşatmasın..
    Canim kızım...
    Iyi ki geldin; bana çok iyi geldin ...
    38 -3 ... sen nasil istersen
    #37962059 :)
  • kış

    328.
    --spoiler--
    +anneee! eldivenlerim nerde?
    -sobanın tellerine asılı...
    --spoiler--

    üşümesi bile farklıydı kulaklarımızın o zamanlar..
    buz kesmesi parmak uçlarımızın..
    tırnaklarımızın morarması..
    burnumuzun; akan sümükleri hissedemeyecek kadar üşümesi..

    tek hedef kocaman bir kardan adam yapmaktı; kömürden ya da karların altından zorla bulunan taş parçasıyla yapılan gözler ve havuç yerine bir parça dal sokulan burnuyla..
    hiç basılmamış yerlere atılan adımların verdiği zevkle toplamak yerden avuç avuç..
    yuvarlayarak büyütmek ruhsuz ve soğuk bir bedeni..
    daha çok üşümeyi hangimiz göze alıyorsak onun atkısını örttüğümüz boynuna bakacak olursak sonu gelmişti hedefin ...
    sıra; daima içimize kaçacak karları göze alarak başlattığımız kartopu savaşı..
    ve genellikle birimizin ağlamasıyla sonuçlanan savaş..

    sonrasında balkonun merdivenleri çıkarken eve girip sobanın başına geçmek için can atarken, arkaya dönüp bakıldığında görülen kardan adam;
    atkısız, şapkasız, süpürgesiz.
    sadece beden ve kafayı oluşturana kadar geçen saatten geriye kalan, sırılsıklam eldivenler, mosmor parmaklar, su geçiren ayakkabıların içinde yere zor basan ayaklar ve sürekli çekilen sümüklü üşümüş burunlar..

    -hasta olucaksınız! hemen değiştirin üstünüzü sobanın başına gidin!

    oysa bizim düşünmediğimiz tek şey, soğuktan hasta olabilme ihtimaliydi, annelerimizin aklından çıkmayan şey olduğu halde.

    kar beyaz'dı..
    beyaz temiz'di..
    temiz olan ne hasta ederdi ki?
    ya da kimin umrundaydı..
    kar eğlenceydi.
    eğlence gülmekti.
    gülmek mutluluk..
    mutluluk; üşümeyi umursamadan kar'dı...
    o zamanlar...

    şimdi? ...
    sadece, kış demek kar..
    kış gelince kar yağar..
    kar yağında kış gelmiş olur..
    a birde.. unutmadan;
    uzayan geceler var işte..
    o kadar..
    4 -2 ... sen nasil istersen
    #34509588 :)
  • fatma babaanne

    1.
    yaşlıydı..
    çok yaşlı..
    çocuklarının bile tam olarak bilmediği bir yaştaydı. kimisine göre 95 kimisine göre 98. ona sorsan hafızası çok eskilerde kaldığından hala gençti. ne zamandır aynaya bakmıyordu? ne zamandır kendisiyle göz göze gelmiyordu? kim bilir.. bildiği tek şey, aklını hangi yılda bıraktıysa, herkes o yaştaydı, ve kendisi de o yaşından ibaretti..
    kızı ''uzan anne, uzat ayaklarını'' dese de defalarca, o oturuyordu. belli ki zorlanıyordu, ama oturup bizi inceler gibi izliyordu.. oğluna (kayınpederime) takıldı bir ara gözleri. bir süre çekip alamadan bakışlarını, uzunca izledi. anlaşılan tanımamıştı. kızı; ağır duyan kulaklarını açmak ve dikkatleri üzerine çekmek için oldukça yüksek bir sesle; ''anne! tanımadın mı?'' diye seslendi. gözlerinden bir merak oluştu. önce kızına sonra oğluna tekrar baktıysa da , hatırlayamadığı için ağzını açıp tek kelime etmedi. aynı ses kulakları tekrar tırmaladı.. ''oğlun o! nevzat..'' boş bakışları iyice boşlaştı. ''nevzat'' mı dedi. sonra kendini onayladı. ''evet nevzat'' dedi. ''hoşgeldin''.. babam tebessümle ''nasılsın anne'' dedi.'' iyi.. iyi'' dedi ağır ağır. ama hala boş bakışları vardı gözlerinde. sonra eteklerine döküldü. başını hafif hafif sallayarak tekrar kaldırdı kafasını. gözgöze geldik. içimdeki hüznü bastırmak için yüzüme takındığım tebessümü arttırdım. o da tebessüm etti. ya da bana öyle geldi. bilmiyorum..
    bakışları bu sefer bende yoğunlaşınca yine aynı ses aynı kulak yırtıcılıkla kahkahasını kulaklarımızda patlattı. ''ah burda hiç birimizi değil de seni tanıdı iyi mi ''dedi. evet . beni ilk kez görmüştü. ilk kez karşı karşıya gelmiştik bu cam mavisi yaşlı gözlerle. kayınpederim, eşim ve hala odaya girdiklerinde ben ellerimi yıkamak için lavaboya yöneldiğimde odaya en son girmiştim. hepsi koltuktaki yerlerini almıştı ki ben girdim oda ya. evin sahibi olan halayla ve eşiyle girişte tokalaştığımızdan odaya girer girmez babaanneyle gözgöze gelmiştik. ve beni görür görmez sendeleyerek ayağa kalmış, kollarını iki yana açmış ve zorda olsa sesini yüksek çıkararak ''ahh sende mi geldin'' demişti. herkes en az benim kadar şaşkındı. ben, ne yapacağımı bilemeyerek elini daha öpmeden sarıldığım bu beden de kendimi küçücük hissetmiştim. halbuki benden çok kısa, oldukça zayıf, güçsüz bu kadın, beni sinesine sarmış, kendimi küçücük bir çocuk gibi hissettirmişti. evet yaşa vuracak olursak onun yanında bir çocuktum, ama bedeni o kadar güçsüz, yumuşak ve cılızdı ki.. sanki o bir bebekti..
    herkes şaşkındı ki, halanın kahkahası herkesin gülmesini sağladı.
    sarılma bitip bedenlerimiz ayrılmıştı ki, üzerimden çektiği elini tutup öptüm, ve alnıma götürdüm büyük bir mutlulukla.
    dönüp yerime, eşimin yanına oturacaktım ki göz göze geldik. tebessüm ediyordu.
    halanın kahkahası durunca ''anne kim bu'' diye sormuştu. ne cevap vereceğinin merakı gözlerinden okunarak. sadece o değil hepimiz merak ediyorduk vereceği cevabı. özellikle de ben..
    babamın yardımıyla tekrar oturduğu yerinde doğrulup bana baktı. hala tekrarladı sorusunu gülerek; ''anne! tanıdın mı? kim bu güzel kız?''
    tebessüm ediyordum. benimde aklımdan geçiyordu herkesin aklından geçen. acaba kim sandı? kime benzetti? kiminle karıştırdı? ağzında yuvarlayarak önce ''aziz.'' dedi. daha dikatli bakarak '' azizin kızı değilmi?'' dedi.
    gülüşmeler arttı. aziz kimdi? kızı kimdi? anlamaya çalışıyordum. ki evinde misafir olduğumuz hala o yumuşacık sesiyle beni tanıttı. ''hayır annecim. bak bu oğlum nazmi varya; onun oğlu, bu kızımızda yeni gelinimiz'' dedi. babaanne ikimizide baktı uzunca. ''bu nazminin oğlu mu?'' dedi.. eşim ''evet babaanne benim'' deyince ; babaanne hayran gözlerle bir süre bakındıktan sonra ; ''ahh ne kadar büyümüşsün, annen nerde'' diye sordu. hala yine konuya aniden girdi. ''nuran vefat etti ya annecim''. ''ahh nuran öldü mü?!'' dedi sanki ilk kez duymuş gibi üzüntülü bir sesle. sağ elinin dışını sol elinin içine vurdu. ''ağlar gibi vah vah'' dedi..
    içim eridi..
    nevzat baba, ortamı rahatlatmak için hüznünü çabuk dağıtıp, babaannenin duymayan kulaklarına daha rahat ulaşmak için yükses sesle konuşmaya başladı.
    ''anne! bak sana gelinimizi getirdik, beğendin mi kızımı?'' dedi. başını kaldırıp göz göze geldiler, ancak fatma babaanne babamı duymamıştı. babam eliyle beni gösterdi babaanneye. babanneyle tekrar göz göze geldik.. ancak babaanne gerçekten babamı duymamıştı. duyduğunu unutmuş olmazdı..
    ''bu kim?'' dedi.. biraz önce sarıldığımızı unutmamıştır inşallah diye içimden geçirirken hala kahkahasıyla başlayan konuşması babaanneyle bakışmamızı kopardı.
    ''ayol, nuran la nevzatın gelini o. seni ziyarete gelmişler. bak bu nevzatın oğlu, bu kızı, bu nevzat...'' diye sırayla tanıttı herkesi. sonra geceleri uyumayışında ve uyutmayışından bahsetti nevzat babaya. allah tan yemesi düzgün, beni zorlamıyor çok. ama geceleri çocuk gibi. vs vs..
    ellerini dizlerine koymuş öylece dinliyordu. duymuyordu belli. ya da velisine şikayet edilen bir çocuk gibi öylece duruyordu..

    yaşlılık zor..
    yaşlılık acı..
    içim, çok derinden sızladı.
    ölüm haberini aldığımda içim derinden sızladı.
    ölüm güzel kullar için kurtuluşmuş..
    kurtuluşun için allah a duacıyım..
    Rabbim rahmet eylesin..
    4 -1 ... sen nasil istersen
    #34146013 :)
  • sonbahar

    587.
    Bazen sadece bir mevsimden ibaret olmayandır..

    sonbahar
    12 ... sen nasil istersen
    #30181526 :)
  • sözlük kızlarının şu an dinlediği şarkılar

    309.
    * . . .
    https://www.youtube.com/watch?v=gaX9vdakfKw+

    sonra bu;
    https://www.youtube.com/watch?v=SDgKgmRDU38+

    sonra buu;
    https://www.youtube.com/watch?v=0YKr2TQIjqY+
    1 ... sen nasil istersen
    #30080482 :)
  • 1 kasım 2015 genel seçimin tek cümlelik özeti

    41.
    1 kasım 2015 genel seçiminin tek cümlelik özeti
    2 ... sen nasil istersen
    #30075524 :)
  • sen nasil istersen

    194.
    sen nasil istersen

    Biz birbirine muhtaç iki deli, onca nefretten bir kırmızı balon yarattık.
    Kasabanın bir sahilinde sen, bir diğerinde ben, birbirimize sırılsıklam sarılıp, fevkalede çabuk davrandık.

    Şimdi göğüsümdeki bu ipten kurtulmak ne mümkün, onca efkarı paylaşmışken. Ben ki bencilliğine tutsak edilmiş bir esir, bugün yollara düştüm yüreğimdeki ipin izinden.

    Ağaçlar bana rüzgarın sesini dinle diye fısıldarken, doğru sesin hitabını fark edemeyecek kadar körelmiş duyma yeteneğim. Soruyorum öyleyse cevapla; üç asırlık Beethoven hangi notasını işitebiliyordu, Moonlight Sonata'sını bestelerken?

    Bana mutlu musun diye sorarken, aklına gelmez mi yüz hatlarımın aşağıya doğru çekilişi? Sabahlara kadar şişeden şişeye mektuplaşırken, akşamları kim geri getirecek bana, senden gelecek iyi haberi?

    Bu kadar çok kitap okumasaydın, böyle kolay terk etmezdin içimdeki şiiri. Bu günlerde herkes sevdiğinin bakışlarındaki izlere kin kusarken, bana göz kırpan yine senin göz pınarlarındaki kurumuşluğun ihtişamı olmalıydı, ruhumu bedenime geri getirirken.

    Sen ki şimdi benden uzakta, yeni anıların peşinde küçük bir velet... Dilerim bir gün seni affedebilirim; bir deniz yıldızı olarak doğduğunda, okyanusumda batan ilk geminin pruvasında. *
    3 ... sen nasil istersen
    #29854742 :)
  • söylemedim mi

    1.
    HAYATIMA BAHAR GELENDE..

    söylemedim mi

    Üç günde bir geldiğini, günler sonra tespit ettiğim pınar başına o gün geç gelmişti.. eğer o gün gelmeseydi bir süre daha her gün gelmem gerekecekti. Olsundu. Birkaç gün için yine ustamdan azar işitirdim. Olup biterdi.

    Sahi; kaç saattir bekliyordum onu? Beklerken neden bu kadar zor geçiyordu dakikalar? Gelmeyecek sanırım diye aklıma düşen düşünceye olan nefretim onun uzaktan gelişini izlerken uçup gitti.

    Attığı yavaş yavaş adımlar içime işlenirken, git gide yaklaşan ve etraftaki ağaçları, dağları, taşları, evleri.. her şeyi eritip bitiriyordu gözümde.. sadece o kalıyordu geriye.. yavaş yavaş attığı adımlarıyla kocaman bir güneş gibi parıldıyordu gözlerimde.. beni farketmemesi için yanında oturduğum ağacın arkasına geçtim..

    bir önceki izleyişimde onu, gözlerindeki ürkek korku ilmik ilmik işlenmişti içime.. benden korksun istememiştim hiç.. bu yüzden rahatsız etmemeliydim..

    bana bakmasa da olurdu. Beni görmese de olurdu.. ben göreyim, uzaktan da olsa, dokunamasam da, sadece izliyim o bembeyaz ellerin narin hareketlerini..

    dayanamadım.. o muazzam saçlarını uzaktan izlemek bir yere dursun, bana ağır gelen gözlerinin hep uzaklara dalışındaki çekimselikti.. uzaklara bakan gözleri , b ukadar yakınındayken beni görmüyordu.. ne büyük bir acıydı bu..

    nihayetinde saklanmak zaten bana yakışmazdı. Saklayacak kadar küçük değildi ona olan aşkım..

    ağacın arkasında çıkıp birkaç adım attım..sonra birkaç adım daha.. ve hissetmiş olacak ki yavaşça arkasını döndü. Gözlerinde ‘ beklemenin sonucu kavuşma’ ışıltılarıyla gülümsedi.

    Evet..
    Bana gülümsüyordu.
    O bana gülümsüyordu; ben taş kesildim..
    Onu yakından görme isteği ile attığım adımlar hedefine ulaşmış onca ayaklarım yürümeyi unutmuştu..
    Sadece o değil; kalbim atmayı, gözlerim kapanıp açılmayı, zaman akmayı unuttu..

    O bana gülümsedi, ben kendimi unuttum.. hafızamda sadece gülümseyince kısılan gözleri, dudağının kenarındaki gamze, sol yanağındaki ‘’ben’i mıhlanıp kaldı..

    ***
    3 ay sonra..
    ***

    Annemin ağırlasan hastalığıyla 2 hafta göremediğim gözleri her gece rüyamda görmeseydim nasıl dayanırdım bilmiyorum.. nihayet iyileşiyordu.. ve ölmeden mürivetini göreyim oğul cümlesi hem beni hüzne hemde tuhaf bir duyguya sürüklüyordu..

    Öğle namazı sonrası aynı yerde onu bekleyişim boşaydı.. o gün pınar başına gelmedi.. yine de bekledim..
    Aklımın bir köşesi anneme sürüklenmeseydi o geceyi orada geçirebilirsdim. Taki o geliene kadar..

    Ertesi gün daha erken saatte vardım.. beklemek eskisine göre daha acı vericiydi. Artık o gözleri görmeden yaşayamaz olmuştum.. ve bana gülmsemesinden sonra geçen 3 ay boyunca duygularımın karşılıklı olduğunu bilmek bana teselli veren en büyük durumdu.

    Ben bekliyorum. Vakıt geçmiyordu..

    Cebimden son buluşmamızda pamuk elleriyle bana uzattığı mendilini çıkardım.

    Beyaz mendil üzerine işlediği o sarı, mavi ve pembe çiçekler hayatıma baharı getirmişti..

    Burnuma götürüp kokladığım bu mendil o güne kadar aldığım nefesini bile sıradan kıldı.. ben sadece o mendili koklayarak yaşayabilirdim..

    Gözlerimi açtığımda karşımda murat’ı gördüm.. deli murat..

    Ben çocukken köyün çocuklarının dalgasına, horgörmesine, korkmasına, kaçmasına rağmen deliliğinden vazgeçmeyen murat.. herkese inat ondan korkmadığım, kaçmadığım, horgörmediğim, dalga geçmediğim murat.. hatta arkadaşım diyebildiğim insan..

    Annemin ‘’sevdiğine kavuşamayınca aklını kaybetti, deli çocuk..’’ cümlesinden sonra insanlara karşı küçük bedenimle korumaya çalıştığım murat.. artık onu çok iyi anlıyorum. Secdiğine kavuşamayınca aklından vazgeçişini.. çok iyi anlıyorum..

    o hırlar gibi, yüksek sesle dişlerini sıkarak diğer insanlara göre korkutucu gülümsemesi vardı yüzünde. Gülmeyi bilmeyen bu yüz ne çok şey anlatıyordu, anlayabilene.. bende gülümsedim..

    ‘’ gel murat! Otur yanıma!
    Yüzündeki tuhaf mutluluk, bekleyişimdeki hüznü biraz olsun dağıtmıştı. Oturmaya niyeti yoktu. Yerinde duramıyor, elinden bırakmadığı sopasını yere vura vura adımlar atıyordu.. meraklı gözlerimi yatıştırmak için o sert sesiyle ağzından kelimeler döküldü;

    ‘’ hayır! Oturmam! Oturmam. Gelmem. O gelicek! Ben gideyim.. o gelicek.. diyordu..

    Ne güzel müjdeydi.. içine doğmuş olacak ki, içimi okşadı.. gülümsedim.. gelmesede bekleyeceğim murat, o gelene kadar bekleyeceğim diyemedim.. ben,i dinlemeden gitmeye başlamıştı bile.. bende, o bir türlü yavaşlamayan adımlarla gidişini izledim ardından.. o hep bir yere yetişmek için hızlı attığı adımlarını..

    Sonra; o’nu beklemenin bile ne kadar güzel olduğunu düşündüm.. hissettim.. gözlerimi kapattım.. hayaller, dualar, bekleyişler.. ne güzeldiler..

    Gözlerimi açtığımda, bana yaklaşan adımlarını saymaya başladım..
    Kafam karıştı, ruhum bedenimden taştı.. ben bekleyişlerimi sevdalandım, beklediğime sevdalandığım gibi..

    Gözlerime bakıp gülümseyen bu gözleri bana müjdeleyen deli murat; ne kadar da akıllıydı..
    Ben bana bakan bu gözler karşısında birazdan delirebilirdim..

    Utandığında önüne eğilen başını, çenesinden tutup kaldırdım.
    Asıl şimdi dursa zaman..
    dursa dünya..
    gözleri gözlerimde kalsa..
    ''annen nasıl?’’ dedi..
    ''daha iyi olucak ‘’ derken; - seni görünce - demek istemiştim aslında.. sana ‘kızım’ deyince, ‘torunumun annesi’ deyince iyileşecek, huzur bulacak..

    ----------------------------------------------------------------------------

    GENÇ BEDENiMiN YAŞLI RUHU..

    söylemedim mi
    Ayaklarım mı titiritordu yoksa ayaklarımın altından attığım adımla toprak mı kayıyordu bilemiyorum.. bildiğim tek şey içimdeki o kocaman mutluluğun bedenimi aşmış olmasıydı..

    Babama nasıl söyleyeceğimi henüz kestiremediğim, ancak düşündükçe aklıma hücum eden evlilik konusu eve varıncaya kadar sadece gülümsememi sağlamıştı.. etrafımda ne var ne yok.. yok kılarak sadece eve kadar yürüdüm..

    Ayın sonunda sevdiğim adam beni istemeye gelecekti.. ve artık birbirimizin olacaktık..

    Babama iki gün boyunca konusunu açamadım. Açmazdım da.. karşı köyden olması durumu biraz zorlaştırırdı. Ve zaten babamla benim konuşmam uygun olmazdı. Ama bilsin istiyordum. Ben söyleyemesem de benden anlasın..

    Annem hayatta olsaydı belki daha kolay ve daha güzel olurdu herşey.. ama olsundu.. babası babamla konusunca da rayına girecekti herşey..

    O akşam babamda tuhaf bir hal vardı. Peş peşe sigara yakıyor, bahçeye çıkıyor, eve giriyor, çok oturmadan tekrar bahçeye çıkıyordu..

    En sonunda, bahçede çırptığım yünleri yastıklara yerleştirdiğim divanın yanındaki sandalyeye ilişti. En son annem vefat ettiğinde yakmıştı bu kadar sigara..

    Son yastığı da dikip üst üste koydum.
    ‘’sofrayı kurayım mı?’’ dedim babama..
    Beni duymadı. Didip yanına oturdum. Gözlerime bakıyordu. Ama bomboş..
    ‘’ iyi misin babacım’’ dedi. Gülümsedi.
    ‘’sofrayı kurayım mı?’’ dedim.
    ‘’cami’ye gidicem istersen bekleme. Sen ye. Ben gelince yerim’’ dedi.
    ‘’ olmaz.’’ Dedim. Şımarık bir kız çocuğu gibi. Gülerek saçlarımı okşadı.
    ‘’canım benim’’ dedi..
    Kalktı sonra. Bahçenin kapısından çıkışını izledim..

    Sofrada hep annemden bahsetti.. evliliklerinden, benim doğumumdan, yaptığı yemeklerden… ölümü hariç her şeyden bahsetti.. özlemle.. gözünün ucuna gelen yaşlarla.. dudağının kenarındaki tebessümle.. dokunsan bir çocuk gibi ağlayacak cümlelerden..

    Bir süre sessizlik oldu sonra.. annem için içinden ettiği duayı hissediyordum.. eşlik ettim ona, içimden.. bitiremediği yemeğine daldı gözleri.. kaldırdı sonra başını. Bana baktı.. zun uzun izledi..
    ‘’seni istemeye gelicekler kızım’’ dedi..

    Ağzımdaki yudum yutamayacağım kadar büyüdü.. demek babası konuşmuştu babamla.. ama daha ay sonuna çok vardı.. neden erken konuşmuşlardı.. acaba annesinin hastalığımı ağırlaşmıştı.. son isteği beni gelinlikler içinde görmek olduğunu söylerken, görememekten mi korkmuştu da ……

    Aklımda bir sürü düşünce oluştu.. sessizliği konuşmaya devam ederek bozdu;

    ‘’ bu konuşmaları anneler yapar.. bilirsin.. benim için ne kadar zor bir bilsen.. sen benim gözbebeğimsin. Senin için iyineyse o olsun isterim. Annende öyle olsun isterdi.. haftaya istemeye gelicekler. Halan yarından sonra bize gelir. Dahaiyi ilgilenir seninle.. Turgut iyi bir adamsır.. bilirsin.. ‘’ dedi ve sustu..

    Turgut?!

    Köyün zenginlerinden..
    Eşini kaybettikten sonra tekrar evlenmeyen, köyde sevilen, sayılan, yardım sever, güler yüzlü adam..

    Turgut..

    Hayallerim gerçekleştiğini düşlerken, düşlerimin tam ortasına düşen adam…

    Anlam veremedim.. babamın ağzından çıkanları kulakları duymuyordu… ya da benim kulaklarımın duyduklarını aklım onaylamıyordu.. anlamıyordu çünkü..

    -.-.-.-.-.-.-

    Annemin fotoğrafının üzerine düşen gözyaşlarımı silerken halam girdi odama.. başımı göğsüne bastırıp içini çekti..
    ‘’keşke annende ne kadar güzel bir gelin olacağını görseydi ‘’ dedi..

    içimde sıktığım hıçkırıklar ağzımdan, kulaklarımdan, gözlerimden yığınla çıktı.. neden ağladığımı anlamış gibi;

    ‘’ Turgut iyi adamdır’’ dedi halam. ‘’baban evet dediyse vardır bir bildiği’’ derken o da ağlıyordu sanki.. o an umrumda değildi; ne Turgut , ne iyiliği ne de bu evlilik…

    Tarla, bağ, bahçe konularından sonra nihayet Turgut ‘’ kızını kendime istiyorum’’ cümlesini kurmuş , babamda ‘’ hayırlısı olsun’’ diye karşılık vermişti.. ben yan odada kazağımın kolunu ısırmaktan engellemeye çalıştığım ağlamamı geceye saklıyordum..,

    Bu konuşmalardan sonra kurulan cümleleri tam olarak anlayamıyordum.. ama kulaklarıma gelen cümleler anlayabildiğim kadarıyla yüreğimi zorluyordu.. Turgut; ikinci evliliği olduğundan ve yaşı gereği düğün istemiyor, mütevazi bir yemek daveti vereceğini söylüyordu.. bu iyi birşeydi. Çünkü o düğünün olması benim ölümüme kutlama olurdu sadece..

    -.-.-.-.-.-.-.-.-.-

    Evliliğin sekizinci haftasında bile, geceleri ağlayışlarımı; sessizce dinleyen Turgut sabırla anlayış gösteriyordu.. sekiz haftadır sadece aynı evde yaşıyorduk.. ben onun yemeğini yapıyordum, kıyafetlerini yıkayıp temizliğini ve evinin düzenini sağlıyordum.. a birde.. babamı ve evimi özlüyordum.. başka hiç bir şey düşünmek bile istemiyordum..

    Daha fazla ağırlığı taşıyamayacak kadar zayıf düşmüştü bedenim.. babamın evine gitmek için izin aldığımda Turgut istersen bu gece orada kal dedi.

    Aslında gerçekten iyi biriydi o..

    Ben onunla onun yardımcısı olmak için evlenmiş gibiydim. Ancak nikahımızı kıyan imam; benim hayatıma kıymıştı..

    Bu durumda babamı suçlamak aklımın ucuna gelmezken, Turgut için de hissettiğim kötü düşünceler aklımdan dilinmişti.. hissizdim ona karşı.. sadece ona olan görevlerimi yerine getirmek için çabalıyordum.. evet.. sadece görevdi bu evlilik. O’da benim gönlümü hoş tutmak için idare ediyordu sanki.

    Düştüğümde kaldırıp üzerime bulanan tozları temizleyen biriydi.. ancak üzerime öyle bir sevda bulaşmıştı ki; Turgut ne yaparsa yapsın; arındıramazdı..

    Babamın evine giderken aklımda sandıktaki annemin fotoğrafını almayı unutmamak vardı. Babamın izniyle onu yanıma almalıydım.. buna ihtiyacım vardı..

    Babamın evine gidiş yolunu bile özlemiştim.. adımlarımı sayıyordum adeta.. derken bir çığlıkla irkildim.. köyün ‘’ deli ‘’ diye hitap ettiği murat beni korkutmuştu..

    Saydığım sayıyı unutup yürümeye devam ediyordum ki;

    ‘’ git.. gitme .. git.. git.. gitme..’’ diye ikilem kurdu önüme.. gönüp ona baktığımda sustu. Gözleri kan çanağına dönmüştü.. bu sefer gözlerinden korktum ve kafamı çevirip yürümeye devam edecektim.. ki.. o.. karşımdaydı..

    Zaman durdu..

    Kulaklarım uğulmaya başladı..
    Yoluma devam etmelıydım.. yapamadım.. bu gözleri bir daha hiç görememek korkusu içinde yaşadığım günlerin acısı eridi içimde.. ancak hemen gitmeliydim.. hemen bitmeliydi bu an..

    Gözlerimi gözlerinden ayırmam zor oldu.. ancak bakışları ruhumu delip geçmişti çoktan..

    Ve ben acıdan başa hiç bişey gissetmez oldum.. sıktığı yumrukları içindeydi kalbim.. eriiyip gitsin istedim bedenim.. yok olsaydım o an.. ama olmadı..

    Titreyen bacaklarımı kontrol dmekte zorluk çekerek başladım adım atmaya.. murat gidip kolundan tutup itmeye başladı onu.. ama nafile.. bir dağ gibi mıhlanmıştı yere.. cansız bir heykel gibiydi.. ruhsuz gibi.. benim yüzümden..

    Yanından öulece geçip ilerledim.. yaptığım tek şey eve vardığımda babama sarılıp ağlamak oldu.. onun görmediği ağlayış.. içimden; içime..

    ----------------------------------------------------------------------------

    ÖLÜMDEN SONRA KAVUŞMA

    söylemedim mi

    Küçücük, ürkek, kırılgan bir kuş gibi. Minicik bir kız çocuğu; incitilmesi imkansız, kıyılmaz bir masumiyet..

    Onu ilk gördüğümde, hayata erken gelmiş olmamdan yana burukluk yaşadığımı itiraf edebilirim.. ancak ilk eşim aklıma düşünce bu düşüncem eriyip gitti..

    ilk eşimin yakasına yapışan hastalığı yüzünden hayatım hep sızısı dinmeyen bir yara gibiydi.. ölümü beklendik; ancak acısı umulmayacak kadar büyüktü..

    ikinci bir evliliği sade, sıradan ve huzurlu bir hayat için mi istedim, bilmiyorum.. o masum güzelliğin hayatıma huzur getireceğinden şüphem yoktu.. sağlıklı bir huzur.

    Yaşım gereği genç hayallerim yokru..

    istedğim; ben ölünceye kadar yanı başımda tebessüm eden bir nefesti.. bencillik bunun neresiydi ki?

    Babasını çok seven bir kız çocuğu; babasına nasıl asi olabilirdi ki?
    Bu yüzden beni istediği için değil, babası istediği için evet demişti bana.. beni sevmesini beklemiyordum zaten bir eş olarak.. babasının yaşına yakın bir adamı koca olarak kabul edip hizmette kusursuz olduğu aşikar.. ancak beni hiçbir zaman ‘’eş’’ olarak göremeyeceği de ölüm gibi gerçekti.. bunu kabullenmek zorundayım..

    Suyu doldururken bardağı, dalıp gidişleri avrdı.. su taştığı halde gözlerini odakladığı noktaya kilitlenişleri..

    Kim bilir hangi genç hayallerini vadilerinde dolaşıyordu ruhu..
    Bedeni benim yanımda zoraki yemek yiyorken; kim bilir o masum yüreği hangi kaldırım taşı üzerine oturmuş genç aşığıyla bakışıyordu..

    Kıskanıyordum onu.. gençliğini.. erken dünyaya gelmişliğime kızıyordum.. ya da onu geç tanımamış olmama..

    O gece; babasında kalma fikrini ben çıkardım. Evet. Ancak evdeki boşluğu ne denli acıttıysa canımı.. aklımı onunla doldu taştı..

    Kendimi tutamasam, gidip alıp geri getirecektim babasının evinden.. ne kadar da çabuk alışmıştım.. beni kırmamak için susuşlarına.. sessiz sohbetlerine.. gece sessiz sessiz ağlayışlarına.. varlığı bile yetiyordu evin içinde.. bir anne şefkati gibi.. sofra kurması, üstümü ütülemesi, evdeki düzeni ayarlaması.. elleri.. bir anne kadar hünerli..

    Yatağıma gelip bir köşeye kıvrılıp sırtını dönse de öylece uyuması bir melek huzuru gibi.. sessizce ağlaması da bir bebeğin ağlaması gibi.. konuşmayı bilmediği için neresinin ağırdığını söyleyemeyen; sadece ağlayarak anlamanı bekleyen bir bebek.. ama anlayamıyordum..
    Anne özlemi mi?
    Baba özlemi mi?
    Nedir yarası? Anlayamıyordum..

    Sabah uyanır uyanmaz, onu almaya gitmeye karar verdim.
    Kahvaltıyı da hep beraber yapardık. Bu iyi gelirdi; herkese..

    Sabahın henüz erken saatleri olduğundan yolu uzatarak gitmeliyim diye düşündüm..

    Köyüme bahar hakimiyet kurmuştu.. ve bu bahar ayı; ömrümün en güzeliydi.. güneş de farklıydı, yeşilde, kuşun ötüşüde, toprak da, su da.. gençliğimdeki gibi.. yaşlanan tuhumdu belkide.. gençleşmeye başlıyordu..

    Pınar başının kenarından geçerken gördüklerim hayal gibiydi. Evet. Gerçek olması mümkün olmayan bir görüntüydü bu..

    Genç bir adam karşısında çaresizce ağlayan gözler ; her gece yatağımda ağlayan gözlerdi.. ve ben; sadece gördükelrimi anlamaya çalışıyordum.. ve duydukalrı anlamaya çabalıyordum..

    Karşı köyden olduğunu anımsadığım genç adam, yaş dolu gözler karşısından titrek sesiyle cümle kurarken zorlanıyordu..

    ‘’ gel kaçalım o halde!.. ‘’ dedi.. ‘’ herşeyi bırakıp gidelim.. bunların hiç biri yaşanmamış sayıp, yepyeni bir hayat kuralım..’’ dedi..

    Kanımdondu..

    ikiside iki küçük çocuk gibi ağlıyorlardı.. birbirlerine iki adım mesafe uzaklıktaydılar ve ikiside ayakta durmakta zorlanıyordu..

    Dünyanın en masum güzelliği düşüp bayılacakmış gibi sendeledi.. ağlamaktan sarsılan bedeni her an yere yığılacakmış gibiydi.. ve ben gidip adamın boğazını sıkmamak için kendimi zor tutuyordum..

    Adam tekrar etti..

    ‘’kaçalım burdan’’

    Genç adamın kararlı ve dik duruşuna inat; arkasına dönüp koşmaya başladı cılız bedeni.. kaçıyordu.. hayallerinden.. isteklerinden.. gerçeklerden kaçıyormuş gibi koşuyordu....

    Ne yapacağımı bilemeden kaldım öylece.. gözden kaybolana kadar uzaklaşan beden sonrası yere diz çöken dağ delikanlısını uzaktan izledim..

    Ben ne yaptım? Düşüncesi sardı beynimi.. beynimi kemirmeye başladı… kemiriş sesi kuklarımda uğuldarken adamın ağlayışıyla karıştı..

    sonra bütün sesler birbirine girdi.. içimdeki sessizlik bile çığlık atıyordu..

    bende olduğum yere diz çöktüm. Nefes almakta zorlanıyordum.. kafamı kaldırıdığımda geldiğim bir çift göz; yerde yığılıp kalan adama doğru yaklaşıyordu.. deli murat.. bana baka baka adama yaklaşıp omzuna dokundu.. bütün sesler sustu… bir tek o konuştu..

    ‘’ kalk hadi.. kalk.. git burdan.. git.. ‘’

    Bana baka baka adama bu cümleleri tekrarlıyordu.. ancak adam hiç birini duymuyordu..

    -.-.-.-.-.-.-..-

    Eve vardığımda ağlamaktan şişmiş gözleri camdan dışarıyı izliyordu..
    Kapıda duruşumu farkedince kendini toparladı. Hırkasının koluyla burnunu dildi ve ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi.

    Sinirliydim.
    Öfkeliydim.
    En ağırıda üzgündüm..
    Dördüklerimi bilmiyordu.
    Duyduklarımı bilmiyordu..

    Bu o kadar ağır bi yüktü ki; elimde olmadan duramadım..
    Hızlı adımlarla yürüyüp önünde durudm. Kızgındım. Başında dikilmeme rağmen kafasını kaldırıp bakmadı.. öylece ürkek oturuyordu..

    ‘’ eğer bir sevdiğin olduğunu bilseydim! yemin ederim bu evlilik olmazdı!!’’.. dedim.. kafasını kaldırım gözlerime baktı.. ‘’ gözleri dipsiz br kuyu gibiydii. ‘’ ben ölünceye dek! ‘’ dedim ve sustum.. ne diyeceğimi bilemedim.. ‘’ adıma leke getirme’’ diye tamamladım..

    Bu cümleden sonra ölmemi isteyecek adar kalpsiz olmadığından daha çok ağlama başladı..
    Ben.. onun ; sevdiğine kavuşmasını, ölümümle düğümlemiştim…

    ----------------------------------------------------------------------------

    MASUM BiR DELiNiN GÖZÜNDEN..

    söylemedim mi

    Deliyim ben! Evet evet! Deli!
    Her insanın içindeki hırçınlığın dışarı çıkmış haliyim..
    Dalga geçiyorlar benimle..
    Aklın yok diyorlar..
    Var ama..
    işte burda.. kafamın içinde..
    Düşünebiliyorum ben! Düşünebiliyorum..
    konuşamıyorum..
    ama olsun.. olsun..
    zaten kimse dinlemiyor ki beni.. kimse dinlemiyor..

    ben çok konuştum.. olmadı..
    dimlemedi kimse..
    aslında onlra deli! Beni dinlemeyenler!
    Anlamayanlar!
    Evet onlar deli!

    Ben yanıyor dedim. Ahır yanıyor dedim.. bağırdım.. beni kimse dinlemedi..
    Beni kimse duymadı! Anlamadı!
    Ben girdim ateşin içine.. kimseyi kurtaramadım.. çldü herkes.. öldü!
    Ama keşke ölmeselerdi.. ölmeselerdi..
    Biz evlenecektik.. evlenecektik..
    Çocuğumuz olacaktı..
    Ama biz evlenemedik.. o ölmeseydi biz evlenecektik..

    Merdo’da evlenemedi.. onun sevdiği ölmedi.. ama.. onlarda evlenemedi..
    Evlenselerdi onlarında çocukları olurdu.. ama onlarda evlenemediler..

    Merdo’nun annesi öldü sonra.. annesi öldü.. merdo çok üzüldü.. ağladı.. ben duydum onu.. ben dinledim.. anladım.. o ağladı..
    Sonra sürekli ağladı.. bir daha hiç konuşmadı.. benimle de konuşmadı.. kimseyle de konuşmadı..

    Sonra.. konuştu.. ben sus dedim ona.. gir dedim.. ama beni dinlemedi.. kaçırıcam onu dedi.. oda artık beni dinlemiyor.. ama beni bir tek o dinlerdi.. ben sus konuşma dedim.. ama dinlemedi beni.. o adam dinledi onu.. bide ben.. keşke o dinlemesedi.. duymasaydı..

    iki adam konuşuyordu kahvede. Duydum onları. Duydum..
    Merdoya iftira atıyorlardı.. susun dedim. Susmadılar.. duymadılar beni. Bağırdım onlara. Git burdan deli dediler bana. Taş atıılar..

    Adamlardan biri merdo’nun köyündendi.. niye merdoya iftira atıyordu ki.. kötü adam! Kötüsün sen kötü!
    Merdo’ya söylicem seni.. merdo dinler beni.. duyar sesimi.. anlar..

    Yarın onun köyüne gidicem.. gidip merdo’ya anlatıcam herşeyi.. ama önce gidip sevdiği kızı göreyim.. eğer sorarasa iyi derim.
    Gördüm ben onu. iyi o derim. Merak etme derim..

    Evleneceği adam kapıda.. hanı kız yok. Göremedim kızı..
    Merdo’ya ne dicem ben şimdi..
    Kız evde. Kocası dışarda.. göremedim. Ama iyidir merak etme.. ev yanmıyor!.. kız iyidir!

    Merdo’nun arkadaşı neden geldi şimdi? O’damı kızı görmek istedi. Neden adamın yanına gitti. Ona mı soracak. Kızar ama kızar. Yapmasaydı keşke..

    ‘’ağam.. merdo kafaya koymuş derler. Konuşmalar ta bizim köye kadar gelmiş.. haftalardır herkesin dilinde...’’
    ‘’ ne vakit? Belli mı?
    ‘’ hayır’’
    ‘’ köyün girişinde beklesinler. Gelişini gören; işini bitirsin!’’

    Ne diyor bu adam! Ne diyor!
    Merdo’ya gitmeliyim.. onu bulmalıyım! Kızı göremedim. Ama ev yanmıyor! Kız iyi! iyi derim!

    -.-.-.-.-.-.-.

    Yok! Hiçbir yerde yok merdo!
    Gitmesin! Gitmesin! Gelmesin o köye!
    Merdo!
    Nerdesşn merdo!

    Heryere baktım.. yok.. sen o kızı almaya gidersen; sen o kızı olmadan senin canını alacaklar merdo!

    Vuracaklar seni merdo!

    Sende dinlemiyorsun artık beni!
    Sende duymuyorsun!
    Anlamıyorsun!
    Merdo!

    Beni bir tek sen anlardın merdo!

    Vuracaklar seni!

    Söylemedim mi!

    https://youtu.be/sZrbgUiCRDI
    10 ... sen nasil istersen
    #29841907 :)
  • ruhu dinlendiren şarkılar

    47.
    hatrına sayfalar dolusu satırlar yazılabilicek şarkılardır..

    aynı duyguları yaşayan insanların, sizi ve hislerini anlatabilecek cümleler kurması ne tuhaf..
    ne tuhaf, insanın sözsüz müziklerinde bile kendini bulması.. ya da kendini kaybetmesi..
    ikinci baharını anlattığı şarkının can alıcı cümlelerinde ilkbaharını bulmak ne tuhaf...

    https://www.youtube.com/watch?v=1z1paHtLl4w+

    --spoiler--
    Gamze gamze bir gülüver şimdi, Beni göğsüne alıver şimdi..
    Mevsimi geldi susadım aşka, Benimle bir bütün oluver şimdi
    --spoiler--
    7 -1 ... sen nasil istersen
    #29596289 :)
  • a werewolf boy

    2.
    Onlarca film izledim; hiç birinde ama hiç birinde bu denli ağlamadım.
    Beni mahveden film...

    a werewolf boy

    https://www.youtube.com/watch?v=0gNLjqeXlCM+
    5 ... sen nasil istersen
    #29493229 :)
  • sözlük yazarlarının şu an ihtiyacı olan şeyler

    2789.
    Saatlerce konuşmak.
    Yorulana, rahatlayanadan kadar; Hiç susmadan.
    7 ... sen nasil istersen
    #29390173 :)
  • sadece nedenini merak etmek

    1.
    kabullenmek denen illetin boynu kıldan ince yaptığı hayat şartlarında, sadece ve sadece 'neden?' sorusunun karşılığını bulacak bazen sıradan bazen olağandışı bir cümle, bir yanıt, bir yalan ya da her neyse... edilendir.

    (bkz: neden)

    çocuk beşiğinden ölüm döşeğine.. sayısızca kez akıldan geçip dile dökülen ya da içe akıtılandır..
    insanın hamurundaki kabartma tozudur merak. bazen güzel bazen çirkin çok çirkin.

    --spoiler--
    -çünkü onun gözleri görmüyor kızım?
    +neden anne?
    --spoiler--
    3 ... sen nasil istersen
    #29314559 :)
  • en güzelini en sona ayırmak

    1.
    insanın, hayatı boyunca kendi kendine oynadığı oyunlardan biridir...

    bazen de; hayatın insana oynadığı oyun olabiliyor... *
    5 -1 ... sen nasil istersen
    #29300416 :)
  • bir günde değişen her şey

    1.
    01 eylül 2015 - pazartesi. saat 22:48 ...

    biraz yalnız kalması için mutfakta oyalandım.. evet.. zor birgün geçirmiş olmalıydı.. o kadar zordu ki, evliliğimiz boyunca ilk kez çaldığı kapıyı açtığımda kan çanağına dönmüş gözlerini saklamak için zorlanmıştı ve sadece selam vererek yatak odasına atmıştı kendini..başı önündeydi.. omuzları çökük.. duşa girip hemen yatmıştı..

    yanına ne zaman gitmem gerektiğini düşünürken saat baya ilerlemişti..
    odaya girdiğimde, sırtı kapıya dönük bir şekilde yattığını gördüm.. bornozunu dahi çıkarmadan yatmış olması daha çok üzdü beni.. giyinemeyecek kadar bitkindi anlaşılan.. ya da hiçbirşey düşünmeden uyumak için vakit kaybetmek istemedi.. ışığı açmamla kapatmam bir oldu bu yüzden. uyandırıp onu tekrar uyuyana kadar düşünce kaosuna sürüklemek istemedim haliyle.. bende öylece yanına uzandım.. halbuki anlatmasını ne çok istedim. gün boyu meraklı bekleyişim o geldiğinde de devam etti.. ancak sabırlı olmalıydım.. tavana bakarken nefes alıp verişini saymaya başladım.. bir süre sonra nefes vermedi.. sonra verdi, ancak almadı.. uyumuyor muydu? ağlyor muydu? evet, uyumuyordu. ve ağlıyordu.. dönüp arkasında sarıldım. ağlarken sarsılan omuzları beni dehşete düşürdü. yüzüme dönmesi için kendime doğru çektiğim bedenini bir çocuk gibi titriyordu. onu sardığım elimi tuttu.. onu bu halde görmemi istemiyordu biliyordum.. zorlamadım.. ama daha cok sarıldım. daha çok.. iki çocuk gibi ağlıyorduk; birbirimize belli etmemeye çalışarak, ama saklayamadan..
    ve işte... yine tuttu nefesini... elimi dudaklarına götürüp öptü önce, sonra yanağınn üstüna koydu. gözyaşlarıyla ıslandı elim.. dakikalarca öyle kadık.. belki saatlerce.. ağlamamız durmuştu.. ancak ikimizde uyuyamıyorduk.. uyuyamıyorduk.. konuşmuyorduk da.. öylece yatıyorduk... daha sonra giyinmek için doğruldu.. komidinin üzerindeki pijamalarını giyindi.. sabah evden cıkarken olmayan bir kambur vardı omuzlarının tam üstünde sanki.. ayakta durmakta zorlanıyordu belliki.. tekrar ağlamaya başlamamak için arkamı döndüm.. lavobaya gidip elini yüzünü yıkadıktan sonra tekrar gelip uzandı.. bu sefer o sardı belimi.. ve ben tuttum elini..
    13 yıllık kocam.. varlıkta da yoklukta da bırakmadığımız ellerimiz o günde birbirine tutunmuştu.. birbirimizden hiç bişey saklamayan bir çiftken, 'o konu'da bu güne kadar hiç konuşmamıştık.. hiç.. buyüzden o konuşmaya başlasın istiyordum. soru sormaktan kaçınıyordum.. bir çocuk gibi herşeyi anlatacaktı.. ancak o ne zaman isterse olacaktı bu..

    ''sen de biliyordun dimi?'' dedi.
    ağzımı açıp tek kelime edecek olursam gözyaşlarımında peşinsıra çıkacakmış gibi olduğundan sadece ''evet'' anlamında kafamı salladım.. ..
    . . . . .

    01 eylül 2015 - pazartesi. öğle namazı sonrası ...

    son kürek darbeleriyle atılan topraklar ayaklarımın dibine kadar yuvarlanarak geldi. kafamı kaldırıp etraftaki insanlara bakmayı istedim. ancak üzerimde dolanan kaçamak bakışları hissettikçe bu isteğim içimde eriyip gitti..

    önümde birleştirdiğim kollarımı bozarak ensemdeki ter tanelerini avuç içimle sildim. ve tekrar önümde birleştirdim ellerimi. kendi kendime destek vermekti bu. kendi kendimi tutmak, ayakta durmak için..
    daha önce hiç mezarlıkta bulunmadığımı o an anımsadım. sahi; hiç mi bi yakınımı kaybetmemiştim o güne değin? evet kaybetmiştim. ancak hiç defnetmelerinde bulunmamıştım.. cenaze namazı ve baş sağlığı.. bu kadar terlememin başka bir nedeni de bu olsa gerekti..

    topraktan var olmuş bedenlerin tekrar toprakla kucaklaşması.. o en değerli varlığımız olan bedenin toprağa hapsedilmesi, toprakla haşır-neşir olması.. sonsuz hayatın başlangıcına değin emaneten kabir denen bu evde bekleyecek olması.. dünya telaşlarıyla, uğraşlarıyla, acılarıyla nasibini almış, yeterince yaşayıp yorulmuş bedenler.. ya dahiç dünyayı görmeden kapan gözler.. hepsi buradaydı..

    aklım yere saplanan her kürekle daha derinlere akarken omzumda bir el hissettim.. kafamı çevirdiğimde geldiğim gözler, aynada gördüklerimle aynıydı.. ve 35 yıllık, ancak 3-4 saattir tanıdığım ''abi''me ait gözler.. yabancı.. ancak çok tanıdık..
    gözlerimin içine baktı.. ta içine.. 35 yılın her gününün her dakikasının özleminin ağırlığıyla.. sonra devirdi gözlerini. mezarlığı işaret etti. kendisine eşlik etmemi istiyordu. ''iki kardeş'' gibi. son vazifeyi birlikte yerine getirmemiz için.. ne düşündüğümü, düşüneceğimi, düşünmem gerektiğini bilmiyordum. aslında bilmediğim çok şey vardı.. bilmek isteyip istemediğimi bile bilmediğim şeyler.. bir kez kafamı salladım 'tamam' anlamında, dudaklarımı sıkarak.. önce o indi mezarlığa. sonra elini uzattı, inmemde yardımcı olmak için. ayağımın altında kayan toprak, kayıp boylu boyunca mezarda uzanmam için çabalıyordu sanki..

    tuttuğum el.. 35 yıldan sonra 3-4 saattir tanıdığım 'abi'min eli.. bana bir mezarlığa girmemde yardımcı olan el.. içimde tarif edilmez bir his oluşturan ya da aslında var olan ve canlanmasını sağlayan bu el.. 'abi'min eli.. insanların bakışları ruhumu deliyordu resmen. kulağıma gelen ağlama sesleri vardı birde.. içimden konuşan sese eşlik eden ağlaşmalar..
    neyi nasıl yapacağımı bilmeden onu izledim.. küçük bir çocuğun büyük abisini bisiklet tamir etmesini yansılar gibi.. ya da bir abi- kardeş arasında yaşanılacak nasıl anılar varsa; benim hiç bilmediğim! ancak çabuk adapte olduğum.. onun gibi işte !..
    son görevi beraber yapan abi-kardeş..

    tabuttan çıkarılan kefenli beden dualar eşliğinde yavaş yavaş yaklaşıyordu. bacaklarımda tahammül edilmez bir titreme başladı.. kanım çekiliyordu adeta.. yavaşça uzattıklarında kaldırdığım kollarımı ne kadar güçsüz hissetsemde, dokunduğum an vücudumda oluşan garip bir his bir yandan da güç veriyordu bana sanki.. zarar vermemek, incitmemek için ne yapacağımı şaşırdım önce.. iliklerime kadar hissettiğim ağır ve soğuk bedenden çok öte birşeydi.
    avuçlarımın içinde ''baba''m vardı.. evet. gerçek 'baba'm .. onu mezarlığa yerleştirmek yerine sarılmak istedim. yüzünü alıp avuç içlerime gözlerine bakmak.. kapanıp dizlerine 'geç kaldık baba!' diye bağırırken elini saçımda hissetmeyi diledim. 'hayır oğlum, hiç birşey için geç değil..'' diye teseli verirken kafamı kaldırıp gözlerine baktığımda gözyaşlarıma eşlik ettiğini görmek..
    ancak hepsi sadece bir istekti.. ve o anda yıllarca baba dediğim adam geldi gözümün önüne.. o usulca okşadı başımı sanki.. metin olmam için..

    ellerim sıcaklığını hiç hissetmediğim ve hissedemeyeceğim bir bedeni kavrıyordu. öz baba'mın bedeni.. yanımda abim, arkamda hiç tanımadığım ve kimin ne olduğunu dahi bilmediğim akrabalarımın vardı. elime uzatılan tahtaları bende bime uzatıyordum. o da babamın üzerini örtüyordu.. 'babam' ..hiç tanımadığım, ancak çok çabuk birinci tekile sığdırdığım baba'm..

    hayat gerçekten çok tuhaftı. birgün önce öz olmadığını bildiğim halde öz kabul ettiğim anne ve babam, eşim ve iki çocuğumla normal bir hayatım vardı. şimdi, bana benzeyen abim, soğuk bedeniyle öz babam ve tanımadığım akrabalarım.. rüyada gibiydim.. ama değildim.. yaşam kadar gerçekti o an. ölüm kadar gerçek..

    ben bana uzatılan tahtaları 'abi'me uzatıyordum. abim 'baba'mın üzerini örtüyordu.. arkamda tanımadığım akrabakarımın bakışları, ağlaşmaları içime akıyordu..
    ve ben.. bir ölüm ile çıktığım bu aileye başka bir ölümle geri geldim..!
    . . . . .

    01 eylül 2015 - pazartesi. hayatın acımasız tokatından hemen sonra ...

    büyük halamın gözyaşları bir türlü dinmiyordu. kolay değildi; benim babam onun kardeşiydi.. ve o babama çok düşkündü. 'bir kanadı kırık' diye üzülürdü ardınsıra hayatı boyunca .. ama bana da kolay değildi.. onun kardeşi benimde babamdı..

    kardeş..

    bu kelime bir anda kafamda şimşek etkisi yarattı. halamı teselliler eşliğinde arabaya bindirirken mezarlığın kapısında, onu eşimin kolları arasına bırakıp geri döndüm. gözlerim kapıdan çıkan her yüze dikkatle bakıyordu. ancak aradığını göremiyordu. yoktu işte..
    sonra nerede olduğu ilk aklıma gelmesi gereken yere yöneldim.. babamın mezarlığına.. adımlarımı attığım toprak kayıyordu sanki ayaklarımın altından. babamında artık bir mezarı olduğu düşüncesi midemi kaskatı kesti. derken bitmesini dilediğim topraklı yol nihayetinde bittiğinde yanılmadığımı gördüm. kardeşim... yıllar sonra beni karşısında gören kardeşim babamın mezarlığının başındaydı. imam son vazifesini bitirmiş ve çıkışa yönelmişken o'da babamın yanı başında yerini almıştı. biraz yalnız kalması için yaklaşmadanonu izledim..

    bana benziyordu.. bende anneme.. ben annemi hatırlıyordum. ama o annemi de hiç görmemişti.. ve o evlatlık edinildiği zaman üç aylık cılız bir bebekti... bende ölümün ne demek olduğunu bilmediğim, ancak öğrenmek zorunda kaldığım bir yaştaydım..

    annem yaşasaydı nasıl bir yaşantımız olurdu diye düşünürdüm çocukken.. babama sürekli evlen die zorlamazlardı en azından akrabalarımız!.. babam eşi olmadan evi geçindirmek zorunda kalmazdı. halam ne kadar yardım ederse etsin, hep bişeyler eksik olmazdı belki.. ya da en küçük kardeşim evlatlık verilmek zorunda kalmazdı!
    ben hayatım boyunca kardeşimi uzaktan izlemek zorunda kalmazdım.. bir yabancı gibi gidip sevmek yerine, bir amca gibi severdim yiğenlerimi.. düğününde sevincini ya da üvey annesinin geçirdiği ameliyat anlarında gözyaşlarını uzaktan izlemek zorunda kalmaz, yakınında; yanında olurdum. tıpkı bir abi gibi...

    elinde sıktığı bir avuç toprağı ayağa kalkınca tekrar mezarlığı bıraktı.. ona doğru yürürken babamı kaybetmemin acısıyla birlikte kardeşimin yanımda olmasının sevincini yaşıyordum. bu çok garipti. yanına vardığımda alt dudağını ısırdığını gördüm. bu ağlamamak için yaptığı bişeydi. çünkü bende öyle yapardım. ellerimizi kaldırıp dakikalarca dua ettim birlikte babamıza.. avuç içlerimizi yüzümüse sürdük amin derken..

    sustuk bir süre..
    sonra boğuk bir sesle 'anne...m' dedi.. ''annemin mezarı nerede'' diyemedi.. babamla aralarında bir kaç mezar vardı. bir kaç adım attık.. görür görmek mezar taşını, gözleri ölüm tarhine mıhlandı.. kendi doğum tarihiyle aynıydı.. onun doğumu annemin ölümü demekti bu..

    ne düşündüğünü merak ediyordum.. evet.. gözleri içindeki yükü taşıyamayıp isyan ettiğine göre düşündükleri canını yakıyordu.. hemde çok.. o kadar çok ki, benim acılarımı bile şaha kaldırdı...

    ''kardeşim... canım..
    seni yetiştiren ailedem allah razı olsun ki mükemmel bir terbiye vermişler.. anneme olan özleminde sana yoldaşım. babamda, bizde; hep annemin özlemi yanı sıra sana olan özlemimizle yoğrulduk.. sen bilmesende hep yanındaydık.. yakınındaydık..
    artık biliyorsun..
    ve bende artık biliyorum ki, ben senin abinim ; sen benim, hem annem ve hem babamın gözbebeği emanetim.. eskiden uzaklardandı, şimdi yakın...''
    7 ... sen nasil istersen
    #29271976 :)
  • mutlu mutfak

    1.
    kadın, yaptığı reçel ve turşu kavonozlarını süzerek mutfağa girdi. çok hoş duruyorlardı rafta.. kavonazlar içinde ''mutlu olduğu adam''a yemekler yapmaya hazırlandı. boynuna geçirdi mutfak önlüğünü, beline bağladı iplerini. saçlarını toplayıp yazmasını örtüp arkadan bağladı..
    bahçeden topladığı domatesleri ve biberleri yıkadı.. kesme tahtasını ve bıçağı önüne aldıktan sonra kafasını kaldırıp camdan dışarıya baktı.. huzur mabedi diye nitelendirdiği evinin cennet gibi olan bahçesine.. yetişmekte olan fasulyelerine , kabağına; çoğu yetişmiş olan salatalıklarına, domates, biber ve üzümlerine.. ve tabiki evinin mutfağına serin bir gölge yapan incir ağacına.. eşiyle diktiği günleri anımsarken içinde sıcacık bir his oluştu..

    günün mutfağında geçirmeye bayılırdı. zaten kocaman bir evide yoktu ve bununla da ayrı bir mutlu olurdu.. küçük ev büyük mutluluk demekti onun için.. az eşya çok huzur çok mutluluk..

    soğanını doğrarken yaşaran gözleri mutluluktan ağlamak gibiydi mesela.. evi saran yemek kokusu dünyanın en güzel kokusuyla. eşinin elinde sıcacık ekmekle eve gelmesinin de sinyalleriydi bu ayrıca.. tek çeşit yemek ve çorba.. ayrıca yine bahçeden koparılan malzemelerle yapılan salata.. en zengin sofralara bedeldi.. sofra kurmayı ayrı severdi servis yapmayı ayrı..
    çünkü o aslında eşi için bir şeyler yağmayı seviyordu.. *
    "mutfak kadrini bilene cennetir"
    8 -1 ... sen nasil istersen
    #29206013 :)
  • sevgilide aranan özellikler

    27.
    bir sabah vakti şehrin en yüksek tepelerinden birinin yeşil bir alanında bulunan ağacın altında uzanırken, yanıma yavaşça uzanıp benimle birlikte gökyüzünü izlerken; '' şu an gökyüzünde neden hiç yıldız yok? '' soruma karşılık verecek kafa yapıma en yakın cevabı olmasını istediğim bir özellik.. cevap.. tek bir soruma cevap.. * *
    7 -2 ... sen nasil istersen
    #29129212 :)
  • ismail dede

    1.
    yaşının kaç olduğunu kendisi dahi bilmeyen dede..
    en iyi ihtimalle doksanı merdiven dayadığı aşikardı. hatta aşmış bile olabilirdi..

    evliliğimin ilikinci yılının başlarında tanıştık ismail dede ile.. eşimin annesinin babası. damadıyla sürekli atışan bir kayınpeder. oldukça inatçı. yaşına rağmen iri cüsseli, ak sakallı ve masmavi gözleri..

    küçük yaşta yaptığım evliliğe rağmen yaşlılarla yaşamayı normal karşılayan biri oldum. kendi evimde babannem stajım gibi oldu. kocamın annesi ve babasından sonra ismail dede ... yine de beni üzecek bir rahatsızlık olmadı bu hiç. bu; eşime olan aşkımın karşılığımıydı, yoksa yaşlılıkla ilgili hassas düşüncelerimden mi bilmiyorum. ama nedeni herneyse ikiside güzeldi..

    onu bazen bir bebeğe benzetirdim. gerçektende yaşlandıkça bebekleşir/çocuklaşırmış insanoğlu.. tavana bakarken oturduğu yerden; acaba ne düşünüyor diye merak ediyor, yüz hatlarından delikanlılık çağlarındaki yakışıklılığını hayal etmeye çalışırdım.. evet, gençliğinde tabiri caizse dalyan gibi delikanlı olduğunu duydumdan beri ona aşık olan kadınları bile katıyordum hayalime..
    annem (kayınvalidem) bahsederdi de hayranlıkla dinlerdim ondan dinlemeyi istediğim şeyleri. gençliğini, eşiyle evliliklerini, kimsenin bilmediği ama annesinin anneme anlattığı aşklarını. onun dizinin dibine oturup dinlemeyi ne çok istedim. ama bu; mümkün değildi. \'\'ben gençken\'\' diye başladığı bir cümleye denk gelsem ne iyi olurdu. belki bir yerden başlatabilir, kim bilir belki kendi dedemmiş gibi oturup yanına anlatmasını sağlayabilirdim.. ama hiç böyle başlamıyordu cümlelerine..
    bana karşı bir şefkat vardı gözlerinde, bakışlarında ellerinde.. hissediyordum bunu. ama soğuktu işte herkese herşeye karşı. dünyadan elini ayağını çekme evresi bu dönemler olsa gerek.. herkesde çekipte namazı aksatmaması hayran bırakırdı .. bizde kaldığı bir kaç ay içinde kendi dedemmiş gibi sevdim onu.. ancak aradaki koca bir kuşak farkından ötürümü yoksa hislerini belli etmemek adına takındığı tavırdan mıdır nedır.. bir türlü normal bir dede-torun gibi olamadık..

    evet.. çok sohbet etmezdik ismail dede ile.. ben genellikle içimden sohbet ederdim onunla. oldukça aksi biriyle aslında. ama bunu bilerek yapıyor gibi geliyordu bazen. karşısında oturup sohbet etmek imkansız gibiydi işte.. saygıda kusur etmemek adına elimden geleni yapardımm. hatta kayınpederim bazen kıskanırdı ismail dede\'yi.

    iletişimimiz çok garipti, herkesle olduğu gibi benimlede iletişim kurmakta sıkıntılıydı. mesela; \'\'kızım bana bir bardak su getirir misin?\'\' yerine \'\' bir bardak su olsada içsem\'\' demesini hep garipsemişimdir başlarda.. \'sanki su kendiliğinden bardağa dolup gelicek\' diye söylenip gülerdi babam. tatlı atışmanın altında kayınpeder/damat çekişmesi yüzümü güldürürdü evet. kalkıp getirirdim suyunu.. ilaçlarını ben vermeye başladım bir süre sonra.. biraz hastalık hastasıydı. bu yüzden hafif dozlu ağrı kesici yazardı doktor. o ise kalp, tansiyon vs. ilacı sanardı..

    çok garip huyları vardı ismail dede\'nin..
    duymazdan gelme, umursamama * her yaşlıda var sanırım. bazen o bilmeden oyun oynardım onunla. balkonda otururken beni mutfakta tülün arkasında tam farkedemezdi.. ben cama yaklaştığımda gölgemi farkettiği an kafasını omzuna düşürür uyuma numarası yapardı. balkona çıkmadığımı anladığı zaman azıcık gözünü açar, bakar ki yokum düzelirdi. bulaşıkları toplarken ya da yemek yaparken arada cama yaklaşıyordum.. hemen başımı yatırıp gözlerini kapatırdı. komik olurdu bu.. o mu benimle dalga geçerdi ben mi onunla? tartışılır tabi. *
    a birde.. arada dalga da geçişleri vardı;
    +geliiin?
    -buyur dede
    +bu televizyon nerden kapanır? (eliyle elektrik prizini işaret edip) buradan mı?
    evde bir gülüşme olurdu..
    sonra tuvalete gitmek için kalktığında tv nın yanına gidene kadar yavaş yürür, yanından geçerken kapama tuşuna basar sonra kapıdan çıkarken adımlarını hızlandırırdı. bir çocuk kadar çocuktu yani..

    bunun dışında;toplama, dikme, bağlama vs. gibi tuhaf huylarıda vardı. küçük parçaları cebinde toplardı. minik mandal yayları, düğme, boncuk, bir çihazın tuşu yada kopmuş minik kablosu.. ne bulursa.. mesela bir gömleğin düğmesi kaybolduğunda bakılacak ilk yer ismail dede\'nin cepleriydi.. çevirerek kopartıp cebine koyardı düğmeyi yerinden.
    sürekli iğne ve iplikle birşeyler dikerdi.
    bir kere onun çamaşırlarını yıkayınca babamın içlik ve pijamasını verdim giymesi için.. bir gecelik, bişey yapmak düşüncesiyle. ertesi gün ikisine de ilik açtığını ve birbirine diktiğini farkettik.. nedenini dorduğunda babam verdiği cevap oldukça komikti. *
    evet.. ilik açardı.. ceketlerine, gömleklerine.. bir ceketinde yumrugun rahatça geçebileceği bir ilik vardı..

    bir keresinde o tv izlerken markete çıktık annemle. döndüğğümüzde karşılaştığımız manzara ilk anda şok ediciydi.. mutfak havlusunu kafasına geçirip boynunun hizasında dikmiş, şapka gibi. oturmuş öylece tv izliyor. belki saatlerce gülmüşüzdür bu duruma. sen o yaşta o ipi nasıl geçirdin iğneye. ne düşünerek diktin onu..

    yaptıklarını sorgulmaya izin vermeyecek kadar dik bir inadı vardı. mutlaka bir sebebi olan ama dışardan bakılınca anlamsız görünen hareketleri..

    yaşlı çocuk...
    . * özledim seni...
    3 -1 ... sen nasil istersen
    #29113253 :)
  • adını anmak

    1.
    hayatın her anında, her evresinde aşk'ı yaşar insan; kalbinin hep bir köşesinde..

    gözünü ilk açtığında anneye/babaya aşık olur insan, sonra genişler ufku..
    kimi başka bir cana aşık olur kimisi canana.. kimisi hasrete aşık olur kimi vuslata.. kimi yere aşık olur, yerdekilerden başkasını görmez gözü ve girer yerin ta dibine; yerlebir olur.. kimisi ise gökyüzüne.. gökyüzündekilere.. şaha kalkar kalbi,ruhu.. gökyüzü bile dar gelir bu aşka... kimi bir göze aşık olur, kimisi bir söze.. kimi yakına; kimisi uzaga.. bir çoğunda, ya kalp düşer ya da beden; tuzağa..

    --spoiler--
    birinin, aynı isimle bir başkasına seslenmesinde sen dönüp bakarsın bir süre. sana sesleniyorlarmış gibi. halbuki senin ismin bile değildir bu.. bu kadar çok benimsenmiştir. yüzünde saçma bi gülümseme. sıradan bir isim halbuki. ama sıradan değil işte.. sonra içinden ona sesleniyormuşcasına tekrar ederken bulursun kendini. yüzündeki gülümseme artar. bu yüzden insan aşık olunca ''delirdin mi'' diye sorarlar. çünkü kendi kendine gülene delir derler.. sense hayır ''aşığım'' diye geçirirsin içinden. hayır aşığım.. ona olduğum kadar ismine..

    onun ağzından başka bir isim duymak var birde.. saniseler içinde buz kesen bir şelale gibi olan kana tanıklık eder beden.. karanlığa gömülmesi koca gezegenin..güneşin geceye küsüp doğmayarak intikam alması gibi..

    bazen düşünmemek elde değil. aşk varsa neden acı var?
    belkide aşk, insanın kendini iyi hissetmesi kadar acı çektirdği için bu kadar caziptir. doğamızda var; mutlu olmak kadar seviyoruz ağlamayı.. bu yüzden ayrılıkta sevdadandır diye dememişler boşuna.. bu; herkesin kusursuz aşk istemesi ancak kusursuz aşktan çabuk sıkılması gibi bişeydir.
    --spoiler--

    kendine gelmen veya kendini bulman; kendini kaybetmekden daha zordur.. nerde arayacağını bilemezsin önce çünkü.. ben nerdeyim? cevapsız bir soru olur. ne sen cevaplarsın ne de bir başka dil.. sonra ben kimim dersin.. cevap gelmez hiç bir yerden.. ne sen bilirsin ne de bir başka hafıza .. sen kendini tanımazsın.. ve bir başkasının seni tanıması, seni kendine getirmesi için bekleyecek kadar aciz bir duruma gelirsin..

    dilinde, hafızanda, kalbinde, aklında.. hep bir isim vardır. hep bir isim meşgul eder seni. kendinden daha fazla benımsediğin bir isim.. herşeyi unutsanda unutmadığım bir isim. hatırlamak istemedikçe aklına mıhlanan bir isim.. bir zaman; duydukça mutlu olduğun, zaman sonra; duydukça sancılandığın bir isim.. garip olansa, düşünmekten, hissetmekten vazgeçemeyeceğin bir isim.. benzeri olduğu halde diğerlerinden çok çok farklı bir isim..

    --spoiler--
    ayağım her taşa değdiğinde canımın acısıyla onu anacağım mesela..
    huzursuz kalbimi unutmaya çalışırken dünyanın telaşlarında; kendimi, içime döndüğümde adını okuyor olarak bulacağım yaramın üstünde..
    başkalarının mutluluklarına ve gülüceklerine tanıklık ettikçe, yüzümde oluşan tebessümün tek sebebi ikimizi hayal ediyor olduğumdan olacak; onların yerinde. ama sonra beni mahrum bıraktığın her hayalimden dolayı, dilimden değil kalbimden konuşacağım hoşuna gitmeyecek cümleleri..
    hep tekrar karşılaşmayı dileyecek kadar cesur,ama bir daha seni görmeyi istemeyecek kadar korkak olacağım mesela.. isminle aynı olan insanlardan nefret edecek kadar acımasız, sana benzeyen her surette seni görmeyi dileyecek kadar savunmasız olacağım.. seni asla affetmeyeceğim mesela.. ama hep özrünü bekleyecek bir çocuk gibi olacağım..
    --spoiler--

    edit: ekleme
    8 -1 ... sen nasil istersen
    #29065061 :)
  • günün sözü

    5894.
    Telaşlar yersiz.

    Ne kadar telaş yaparsanız yapın, 'olma vakti' değilse olmuyor.

    Bir baba..
    9 ... sen nasil istersen
    #29038416 :)
  • sözlük yazarlarının bireysel yetenekleri

    108.
    görmezden gelmek. **.

    edit: * *
    2 ... sen nasil istersen
    #29006043 :)
  • yeni şeyler getiriyorum